MERHAMET
Tarih: 2008-07-04
İki müslümanın birlikte iş yapmasının iki dağın birbirine kavuşması kadar zor hale geldiği bir zaman ve mekan diliminde yaşıyoruz.
İnsanlar eğer bir araya gelemiyorsa demek ki bir yerlede yanlışlar ve hatalar vardır. Veya eksik olan bir şey var, eksik olan şeyin;
adete yoğurdun mayası gibi olmazsa olmaz bir şey. Kur'an bu eksikliğe muhabbet diyor. Herkesten daha çok birbirlerine güven duyan
bir toplum olmaları gerekirken, birbirlerine en çok güvensizlik besleyen kesim haline gelmeleri veya getirilmeleri sizce oldukça
düşündürücü değilmi?
Oysa din kardeşine muhabbet beslemek dinin esaslarından sayılmıştır. Muhabbet harcadıkça çoğalan tek sermayedir. Herşey harcandıkça tükenir, muhabbet asla. Çünkü muhabbet müebbedtir, ebedidir. Bir insana dininde ki zaaflarından ötürü nefret beslenmesi dini bir tavır olamaz. Gönlümüzde peygamber merhametinden bir hisse bulundurmalıyız. Hani onun bütün bir insanlığa olan sevdasını Kur'an'ın "Neredeyse iman etmiyorlar diye kendini helak edeceksin" tasviriyle izah etmesi, bütün merhamet göstermeliklerinin bunun yanında adeta sırıtır cinsinden değilmi? Biz bu merhametin tanımlandığı coğrafyanın çocuklarıyız. Biz kör olsakta, topal olsakta, elimiz çolak olsada, ayaklarımız tutmasada biz islam kervanının yolcusuyuz. Allah korusun başka kervanların veya katarların da yolcusu olabilirdik.
Değerli kardeşlerim!
Varın siz bütün günahkarları şarampole yuvarlanmış kazazedeler olarak görün. Ve onların yanından sadece siz geçiyorsunuz, şayet onlara yardım etmezseniz hepsi oracıkta ölecek. Siz Muhammed ümmeti olarak onlara yardım elini mi uzatırsınız, yoksa oracıkta onları felaketle başbaşamı bırakırsınız? Hesabını yaparken dinini unutma, peygamberini unutma, tarihini unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma. İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Avrupa Amerika taraflarının olduğunu unutma. İslam tarihine beşinci halife diye geçen Ömer b. Abdulaziz, oğlu Abdulmelik kendisine "Niçin emirleri uygulamıyorsun? Vallahi, hak yolunda senin ve benim için kazanlar kaynatılsa bile umurumda olmaz, ben emirleri uygulardım" deyince " Acele etme yavrum; Allah kur'an'da içkiyi iki defa kötüledi üçüncüde yasakladı. İnsanlara hakkı bir defada yükleyip onu tümden terketmelerinden çıkacak fitneden endişeleniyorum. Sizce Ömer b. Abdulaziz yanlışmı yapmıştı?
"Önce sev, sonra ne yaparsan yap" diyen gerçekten güzel söylemiş. Seveceksin arkadaş... Muhabbet duymak zorundasın. İnsanın harcadıkça çoğalan tek sermayesi olan muhabbeti kıskanmayacaksın. Uçsuz bucaksız yüreğin bozkırlarında at otlatacak haliniz yok ya! Müminlerden esirgediğiniz oraya, kimi doldurmayı düşünüyorsunuz? Unutmayın ki, sevgi, sevilen için kabule en yakın duadır ve müslümanlar arasında ki güven bunalımını aşmanın en emin yolu da muhabbettir...
Böyle diyorum, zira gönlünde etrafına akıtacak muhabbeti olmayanlar, sadece bir kenarda uslu uslu oturmuyorlar. Bir yolunu bulup birbirlerini Allah için seven, muhabbet duyanlara saldırmaya, onların severken mesaisinden çalmaya koyuluyorlar. Hatta çoğu zaman bu hım hım tipler müminlerin binbir emekle birbirleri arasında meydana getirdikleri muhabbeti, içlerindeki nefretle zehirleme işine bile girişiyorlar. Bu nedenle size muhabbetten başka bir sermayenin kaldığını bilmiyorum. İçinde muhabbet olan, muhabbeti anlayan, muhabbetin bir araya getirdiği iki insana Allah'ta yaptıkları işlere bereket katmazmı? Sanırım ben o muhabbet bereketinin kokusunu cami cemaatinden alıyorum. Cuma ve diğer namazlar bittiğinde, camiden çıkanlar gözümle gönlüm arasına dizilenler bunun göstergesidir. Ne yapalım?" diye soran herkese, "sevin, muhabbet besleyin!" diyorum. "Nasıl sevelim ?" diyenlere, "Adam gibi sevin adam gibi muhabbet besleyin!" cevabını veriyorum. "Kiminle muhabbet kuralım?" diyenlere, "Gönlünde sevgisi olane elinden muhabbet gelen, elin emeğiyle değil elinin emeğiyle geçinen, tüketmeyip üreten herkesle" diyorum.
Oysa din kardeşine muhabbet beslemek dinin esaslarından sayılmıştır. Muhabbet harcadıkça çoğalan tek sermayedir. Herşey harcandıkça tükenir, muhabbet asla. Çünkü muhabbet müebbedtir, ebedidir. Bir insana dininde ki zaaflarından ötürü nefret beslenmesi dini bir tavır olamaz. Gönlümüzde peygamber merhametinden bir hisse bulundurmalıyız. Hani onun bütün bir insanlığa olan sevdasını Kur'an'ın "Neredeyse iman etmiyorlar diye kendini helak edeceksin" tasviriyle izah etmesi, bütün merhamet göstermeliklerinin bunun yanında adeta sırıtır cinsinden değilmi? Biz bu merhametin tanımlandığı coğrafyanın çocuklarıyız. Biz kör olsakta, topal olsakta, elimiz çolak olsada, ayaklarımız tutmasada biz islam kervanının yolcusuyuz. Allah korusun başka kervanların veya katarların da yolcusu olabilirdik.
Değerli kardeşlerim!
Varın siz bütün günahkarları şarampole yuvarlanmış kazazedeler olarak görün. Ve onların yanından sadece siz geçiyorsunuz, şayet onlara yardım etmezseniz hepsi oracıkta ölecek. Siz Muhammed ümmeti olarak onlara yardım elini mi uzatırsınız, yoksa oracıkta onları felaketle başbaşamı bırakırsınız? Hesabını yaparken dinini unutma, peygamberini unutma, tarihini unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma. İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Avrupa Amerika taraflarının olduğunu unutma. İslam tarihine beşinci halife diye geçen Ömer b. Abdulaziz, oğlu Abdulmelik kendisine "Niçin emirleri uygulamıyorsun? Vallahi, hak yolunda senin ve benim için kazanlar kaynatılsa bile umurumda olmaz, ben emirleri uygulardım" deyince " Acele etme yavrum; Allah kur'an'da içkiyi iki defa kötüledi üçüncüde yasakladı. İnsanlara hakkı bir defada yükleyip onu tümden terketmelerinden çıkacak fitneden endişeleniyorum. Sizce Ömer b. Abdulaziz yanlışmı yapmıştı?
"Önce sev, sonra ne yaparsan yap" diyen gerçekten güzel söylemiş. Seveceksin arkadaş... Muhabbet duymak zorundasın. İnsanın harcadıkça çoğalan tek sermayesi olan muhabbeti kıskanmayacaksın. Uçsuz bucaksız yüreğin bozkırlarında at otlatacak haliniz yok ya! Müminlerden esirgediğiniz oraya, kimi doldurmayı düşünüyorsunuz? Unutmayın ki, sevgi, sevilen için kabule en yakın duadır ve müslümanlar arasında ki güven bunalımını aşmanın en emin yolu da muhabbettir...
Böyle diyorum, zira gönlünde etrafına akıtacak muhabbeti olmayanlar, sadece bir kenarda uslu uslu oturmuyorlar. Bir yolunu bulup birbirlerini Allah için seven, muhabbet duyanlara saldırmaya, onların severken mesaisinden çalmaya koyuluyorlar. Hatta çoğu zaman bu hım hım tipler müminlerin binbir emekle birbirleri arasında meydana getirdikleri muhabbeti, içlerindeki nefretle zehirleme işine bile girişiyorlar. Bu nedenle size muhabbetten başka bir sermayenin kaldığını bilmiyorum. İçinde muhabbet olan, muhabbeti anlayan, muhabbetin bir araya getirdiği iki insana Allah'ta yaptıkları işlere bereket katmazmı? Sanırım ben o muhabbet bereketinin kokusunu cami cemaatinden alıyorum. Cuma ve diğer namazlar bittiğinde, camiden çıkanlar gözümle gönlüm arasına dizilenler bunun göstergesidir. Ne yapalım?" diye soran herkese, "sevin, muhabbet besleyin!" diyorum. "Nasıl sevelim ?" diyenlere, "Adam gibi sevin adam gibi muhabbet besleyin!" cevabını veriyorum. "Kiminle muhabbet kuralım?" diyenlere, "Gönlünde sevgisi olane elinden muhabbet gelen, elin emeğiyle değil elinin emeğiyle geçinen, tüketmeyip üreten herkesle" diyorum.


