REGAİB KANDİLİ
Tarih: 2008-06-27
Regaip kandili, dini literatürümüzde "üç aylar" olarak bilinen rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan feyizli bir maneviyat mevsimine girdiğimizin habercisidir. Regaib elde edilmesi arzu edilen değerler demektir. Bu mübarek gece de Yüce Allah kullarına bol bol ihsanda bulunduğu için bu adı almıştır.
Büyükler güzel demiş "Mümin vaktin çocuğu'dur. " günün çocuğu" değil. Gündelik yaşayanlar, hayatı kendi bütünlüğü içinde güremezler. Gündelik yaşayanlar zamanın esiri hatta oyuncağı olurlar. Gündelik yaşayanların akılları dağılıyor. Düşünceleri dağılıyor. Duyguları dağılıyor. En beteri hayatları dağılıyor. En sonunda da bütünlüklerini kaybediyorlar, kendilerini kaybediyorlar. Vurgunuda işte tam bu noktada yiyorlar. Çünkü insan kendini kaybedince, insanı da, eşyayı da, hayatı da kendi bütünlüğü içinde kaybedip göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor, anlayamıyor.
Ne zaman ki, müslümanlar gündelik düşünüp yaşamaya başladılar, sera ile süreyya arasında ki farkı fark etmemeye başladılar. "Vaktin çocuğu" olacakken, "günün çocuğu" oluverdiler. Bunun cezasını ise koca bir ömrü bir gün kadar bereketsiz yaşayarak ödüyorlar. Yani tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri anlık veya günlük oluverdi. Yani sürgünde geçen koca bir ömür.. Kur?an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:
- Dünyada ne kadar kalmıştınız?
- Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?
İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir gün kadar bereketsiz geçecek.
Peki, bunun tersi de mümkün mü?
Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür. İşte Üç Aylar ve Ramazan? Bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın formülünü sunan ilahi bir imkândır. Üç Aylar bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Üç Aylar bize parçamızı bütünlemek için gelir. Üç Aylar bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Üç Aylar bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki?
Üç Aylar oruç ayıdır. Biz oruç tuttuğumuzu sanırız. Bu bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten tutanları oruçta tutar. Dik tutar, diri tutar. İşte tam da bu nokta da oruç tutmak kendini tutmaktır.
İşte bu yüzden müslümanların Üç Ayların çağrısına koşması, gurbete değil sılaya koşmasıdır. Baba ocağına, ana kucağına kavuşmasıdır. Bunun için bu aylarda marifet kapısı tevbe tokmağıyla vurulmalıdır. O kapıdan giren, özüyle karşılaşacaktır. Marifet kapısından giren, Kadir Gecesinde şuura erer. O artık dostunu, düşmanını tanımıştır. Ancak o zaman bayram yapabilir. Çünkü bayramı yapmayı hak etmek, günahla aynılaşmama, günahı kendinden bir parça görmeme, günahkârla günahı ayrıştırma ameliyesidir.
İşte o zaman mümin teslimiyetini fiilen ifade edebilir. Bayram budur. Çünkü marifet kapısına varma yolculuğu tamamlanmış, sözleşme yapılmış, iş büyük imzaya kalmıştır. "Ramazan Bayramı", o imzanın adıdır. Kainata mensup olma ifadesi, kozmik koroya katılıp, atomdan evrene, zerreden küreye bütün bir varlığın ilahisine katılmadır. Üç Ayların "Yuvaya, sılaya" çağrısı sürüyor. Bu çağrının gücünü bir görseniz, Ramazan Bayramına Şeker Bayramı diye aya karşı uluyan çakallara gülüp geçersiniz; inanın buna!
Caner Akdemir
Kanada Türk Islam Merkezi
Din Görevlisi
Tel: 416-461-0917
canerakdemir13@hotmail.com
Büyükler güzel demiş "Mümin vaktin çocuğu'dur. " günün çocuğu" değil. Gündelik yaşayanlar, hayatı kendi bütünlüğü içinde güremezler. Gündelik yaşayanlar zamanın esiri hatta oyuncağı olurlar. Gündelik yaşayanların akılları dağılıyor. Düşünceleri dağılıyor. Duyguları dağılıyor. En beteri hayatları dağılıyor. En sonunda da bütünlüklerini kaybediyorlar, kendilerini kaybediyorlar. Vurgunuda işte tam bu noktada yiyorlar. Çünkü insan kendini kaybedince, insanı da, eşyayı da, hayatı da kendi bütünlüğü içinde kaybedip göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor, anlayamıyor.
Ne zaman ki, müslümanlar gündelik düşünüp yaşamaya başladılar, sera ile süreyya arasında ki farkı fark etmemeye başladılar. "Vaktin çocuğu" olacakken, "günün çocuğu" oluverdiler. Bunun cezasını ise koca bir ömrü bir gün kadar bereketsiz yaşayarak ödüyorlar. Yani tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri anlık veya günlük oluverdi. Yani sürgünde geçen koca bir ömür.. Kur?an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:
- Dünyada ne kadar kalmıştınız?
- Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?
İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir gün kadar bereketsiz geçecek.
Peki, bunun tersi de mümkün mü?
Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür. İşte Üç Aylar ve Ramazan? Bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın formülünü sunan ilahi bir imkândır. Üç Aylar bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Üç Aylar bize parçamızı bütünlemek için gelir. Üç Aylar bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Üç Aylar bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki?
Üç Aylar oruç ayıdır. Biz oruç tuttuğumuzu sanırız. Bu bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten tutanları oruçta tutar. Dik tutar, diri tutar. İşte tam da bu nokta da oruç tutmak kendini tutmaktır.
İşte bu yüzden müslümanların Üç Ayların çağrısına koşması, gurbete değil sılaya koşmasıdır. Baba ocağına, ana kucağına kavuşmasıdır. Bunun için bu aylarda marifet kapısı tevbe tokmağıyla vurulmalıdır. O kapıdan giren, özüyle karşılaşacaktır. Marifet kapısından giren, Kadir Gecesinde şuura erer. O artık dostunu, düşmanını tanımıştır. Ancak o zaman bayram yapabilir. Çünkü bayramı yapmayı hak etmek, günahla aynılaşmama, günahı kendinden bir parça görmeme, günahkârla günahı ayrıştırma ameliyesidir.
İşte o zaman mümin teslimiyetini fiilen ifade edebilir. Bayram budur. Çünkü marifet kapısına varma yolculuğu tamamlanmış, sözleşme yapılmış, iş büyük imzaya kalmıştır. "Ramazan Bayramı", o imzanın adıdır. Kainata mensup olma ifadesi, kozmik koroya katılıp, atomdan evrene, zerreden küreye bütün bir varlığın ilahisine katılmadır. Üç Ayların "Yuvaya, sılaya" çağrısı sürüyor. Bu çağrının gücünü bir görseniz, Ramazan Bayramına Şeker Bayramı diye aya karşı uluyan çakallara gülüp geçersiniz; inanın buna!
Caner Akdemir
Kanada Türk Islam Merkezi
Din Görevlisi
Tel: 416-461-0917
canerakdemir13@hotmail.com


