Namaz Vakitleri:
2010-09-07 Salı
İmsak: 5 02
Sabah: 6 42
Öğle: 13 23
İkindi: 16 58
Akşam: 19 51
Yatsı: 21 22
Ayet Köşesi
3:14. Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.
Hadis Köşesi
"İnsanoğlu 2 şeyi sevmez: Biri ölümdür. Halbuki ölüm, gaflet ve isyandan hayırlıdır.
Diğeri de az maldır. Halbuki az malın âhiretteki hesabı da az ve kolaydır."
(Ahmed)
Cuma Hutbeleri
Caner Akdemir Hutbeler
SÖZÜN GÜCÜ
Tarih: 2008-08-17
İyi söz kalbe işler. Onarır. Yarayı kapatır. Düşmanı dost yapar. Dostu sevgili kılar. Karanlıkta bile güneşi görebilmeyi sağlar. Duymayana duyurur, görmeyeni görür yapar.

Kılıç; yaralar, öldürür. Soğuktur. Adı da, görüntüsü de ürkütücüdür. Birine zafer kazandırırken ötekisini yok eder. Ortadan kaldırır. Sahibine bir gün zafer, bir gün hezimet hazırlar. Nitekim kılıçla gelen kılıçla gitmiştir. Kılıç kullanılmamalıdır, zora girilmedikçe çekilmemelidir. Çekilince de zulüm, işkence, ihanet, adaletsizlik, baskı ve hüsran getirmemeli, rakibi küçültmemelidir.

İslam, Kılıç yerine sözü seçer. "Kılıcın alternatifi söz olmalıdır" der. "Dinde zorlama yoktur" buyurur. "(Muhammed) Sen onlar üzerinde baskı kurucu değilsin" buyurur. Tabii ki İslam'ın nihai hedefi; herkesin Kuran-ı Kerim'i ve Hz. Muhammed'i (SAV) anlaması ve aralarında sevgi üzerine planlanmış merhamet dünyası kurmalarıdır. Ama bunu kılıçla değil sözle, hikmetle, akılla, vicdanla gerçekleştirmek ister. Bu, İslam'ın kılıcı tamamen yasakladığı anlamına gelmez tabii ki. Zorlanınca ve başka çare kalmayınca... Çünkü İslam vahyi öldürmek için değil, yaşatmak için peygamberin yüreğine ayet ayet inmiştir. Zulmün yanında durmamış, zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Suç görmedikçe ceza vermemiştir. Suçu ve suçluyu ayırmıştır. Tehlikeli gördüğünü, suçu sabit olmadıkça bertaraf etmemiştir. Belki bedelini de pahalıya ödemiştir bu insani duygunun.

Mihrap'ta şehit edilen halife Hz. Ömer ile camide şehit olan halife Hz. Ali dileselerdi öyle bir tahakküm uygularlardı ki, az çok tanıdıkları katilleri nefes alamazdı. Ama öyle yapmadılar, belki de ilkeleri uğruna çok şey yapabilecekleri yaşta "teröre kurban" gitmeyi bile göze aldılar. Evinde muhasara altına alınan Hz. Osman'ın kendisini korumak için silahlanmış Hz. Ali ile etrafındakilere, "Kılıçları kınına koyun. Peygamberin şehrinde kılıç sesi duymak istemiyorum" sözlerini fısıldaması ve netice Kuran üzerinde şehit edilmesi başka neyle izah edilebilir.

Tarih boyunca İslam alimleri savaşlara teşvik eden taraf olmamıştır. Bu nedenle din alimleri savaş halinde bile en güçlü sultanların bileklerine yapışıp "Zulmetme, gayrimüslim bile olsa aşırı gitme, atacağın adımı hesap et, bir hesap sorucu var ahirette, sana da sorar" anlamına gelecek sözlerle dengelemişlerdir, çekilen kılıçla konuşan dilin arasını. Söz sahibinin, kılıç sahibinden farklı olması gerekmez mi? Kitap erbabı; affeden, merhamet eden, hatayı söyleyen, ürkütmeyen, ürkmeyen, adaletten ve dengeden ayrılmayan olmalı değil mi?

Papa II. Urbanus'un 18-28 Kasım 1095'te başlattığı, 1096'da Pierre L'Ermitte'in İstanbul'a kadar uzattığı ve yüzyıllar süren "Haçlı Seferleri" siyasi otoriteden çok Hıristiyan din bilginlerinin ideolojik saldırısı değil mi? Ve ta I. Dünya Harbi'ne kadar uzamamış mıdır? Bu cümleler tarihi yeniden deşmek ve kurcalamak için değil, farkı ifade etmek için kaleme alınmıştır.

Diğer yandan Hacı Bayramı Veli'nin, Mevláná'ların, Yunus'ların, Edebali'lerin, Gürani'lerin, Muhyiddini Arabi'lerin, Hallac'ların, Beyazıd'ların temsil ettikleri insani felsefeye ve irşada bakınız. Ellerinden gelse inen kılıca kesilme pahasına parmaklarını uzatacaklardı. "Yarabbi vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde benden başkasına yer kalmasın" diyen melekleşmiş bir felsefe.

Hz. Peygamber Bedir'i, Uhud'u, Huneyn'i, Hendek'i yaşadıysa, dilin ve kalemin kırıldığı yerde, kahır ve zulüm sunmayan bir kılıca müsaade etmiştir. Ötesi yok. Ötesinde kılıç kullanan askerine, "Sakın düşmanınızın yüzüne vurmayın, çirkinleştirmeyin" diyebilecek bir insanlık vardı.

Kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığını görmek istemedikçe Konstantiniyeli, Fatih İstanbul'da olmamıştı. Aslında Fatih'in Bizans'a ihtiyacı yoktu, Bizans'ın Fatih'e ihtiyacı vardı. Fethe hiç böyle bakabildik mi?