HAYAL ETTİĞİMİZ DÜNYA
Tarih: 2008-10-30
BİR dünya... Yemyeşil ormanlarla kaplı. Tertemiz sularla çevrili. Caddelerinde gülümseyen, yarınından endişesi olmayan insanların koşuşturduğu, birbirlerine sevecen ve nazikçe davrandığı bir dünya.Tahammüllü, anlayışlı, kızmayan, kırmayan, affeden insanlarla dolu bir dünya. Kaşlarını çatmayan, alnını buruşturmayan, kendinden emin ve çevresinden ürkmeyen insanların yaşadığı bir dünya. Kırılmayan ve ama kırmayan bir dünya.
Kalpler temiz, yüzler temiz, vicdanlar temiz, eller temiz, ayaklar temiz, diller temiz, gözler temiz, ruhlar temiz, cepler temiz, kazançlar temiz, harcamalar temiz, sözler temiz, tenkitler temiz, sokaklar, caddeler, evler, arabalar velhasıl görünen görünmeyen her yer temiz... Dinlerin amacı, hele en son ve en mükemmel din olan İslam'ın amacı böyle bir dünya. Savaşa harcanan paraların fakire, yoksula, ilaca harcandığı bir dünya. Üniversitelerin ve laboratuvarların, bilimsel merkezlerin; insanın sağlığı, esenliği, huzuru, refahı, geleceği, mutluluğu, insanca yaşaması, dünyayı doğru kullanması için proje ürettiği bir dünya.Kendini, ama her şeyden önce Rabb'ini unutmayan insanların yaşadığı bir dünya. "Nefsini (kendini) bilen Rabb'ini bilir" prensibinden, mefhumu muhalifine (zıttan bakışına) olan "Rabb'ini bilen kendini bilir" noktasına varan müthiş bir şuurlanma serüvenini yaşayan insanların zemininde dolaştığı, doluştuğu bir dünya.
Özlem bu ya... Arzular suç olmaz ya!... Tam bu arzuları düşünürken uyanıyorsunuz ve yaşadığınız dünyanın değerlerinin hastalandığını, değer yargılarının alt üst olduğunu görüyorsunuz. Sonuç; Ortaya çıkan bir toplumsal rahatsızlık, gelecek doğuşların habercisi olduğu kadar eşiğinde bulunduğumuz çöküşlerin de habercisidir. Gerçekle dost olanlar bilirler ki, insanı acıların kucağına atan ve medeniyetleri çökertip, kavram ve kurumları yozlaştıran, insanın insanı horlaması, insanın insana ihanetidir.İnsanın korunan onuru her türlü eksiğe ve acıya göğüs gerebilirken, aynı onurun ayak altına alınması, maddesel ihtişamların yaşama şansını yok etmektedir. İnsanı kahreden en zehirli bela, onun, hemcinslerinin ihanet ve sömürüsüne maruz kalmasıdır Yalanı egemen kılmanın yolu (ve sonucu) ise değerlerin aşınması, kargaşanın ortalığı sarması oluyor. Su bulandırılmadan, yalana rızık olacak avlar yakalamak imkân dışıdır. Birileri suyu sürekli bulandırıyor. Su bulandırılıp kavram kargaşası başlayınca da değerler kokuşur, yalan yeni yalanlar üretir, cüceler dev diye sunulur. Ve nihayet, kaos, insanı boğacak bir yoğunluğa ulaşır.Çağımızda bu anlamda bir kaos, tüm madde fetihlerinin görkemli saltanatına rağmen, insana kan kusturmaktadır.
Evet, ıstırabımızın altında değerlerin ve değer sistemlerinin çürümesinden kaynaklanan gerilikler yatmaktadır. Değerlerin hastalanmasını önleyen, hastalanan değerlerin tedavisini sağlayan temel disiplin İlahi mesaja kulak vermekle olur. Bir toplumda, hastalanan değerlerin ölümcül bir noktayı gösterip göstermediğini anlamak isterseniz, orada ilahi mesaja itibar edilip edilmediğine bakın. ilahi mesaja itibar zayıfsa, hele hele İlahi mesajdan nefret varsa değerler ağır biçimde hastalanmıştır ve bu hastalığın sonu büyük ihtimalle felç veya ölümdür.
Değerlerin hastalanmasını önlemek bir toplumun aydın, düşünen insanlarından beklenen adam gibi adam tavırlarını sergilemeleridir. Ama düşünen adam dediklerimiz kişiler;özgürlük, çağdaşlık ve insan hakları diye diye yıllardan beri toplumu aldatma gafletinden başka bir hareketin içinde bulunmadıklarını görüyorsanız. Yazıklar olsun size ve size, 'düşünen adam' muamelesi yapanlara! Gafletinizin hayrını görün, hanımlar, beyler! Birileri değerlerimizi ayaklar altına almaya çalışırken, öteki gafletini sürdürürken, beridekiler İyice bunalmışken Mevláná'nın "Divan-ı Kebir"inden bir sözü bizi derin hayal dünyasından çekip çıkarıyor.
"Başımı koyduğum her yerde, / altı yönde ve ötesinde ibadet edilen O'dur. /
Bağ, bahçe, gül, bülbül, sema, sevgili hep / birer bahanedir. / Maksud olan hep O'dur
Caner Akdemir
Kanada Türk Islam Merkezi
Din Görevlisi
Tel: 416-461-0917
canerakdemir13@hotmail.com
Kalpler temiz, yüzler temiz, vicdanlar temiz, eller temiz, ayaklar temiz, diller temiz, gözler temiz, ruhlar temiz, cepler temiz, kazançlar temiz, harcamalar temiz, sözler temiz, tenkitler temiz, sokaklar, caddeler, evler, arabalar velhasıl görünen görünmeyen her yer temiz... Dinlerin amacı, hele en son ve en mükemmel din olan İslam'ın amacı böyle bir dünya. Savaşa harcanan paraların fakire, yoksula, ilaca harcandığı bir dünya. Üniversitelerin ve laboratuvarların, bilimsel merkezlerin; insanın sağlığı, esenliği, huzuru, refahı, geleceği, mutluluğu, insanca yaşaması, dünyayı doğru kullanması için proje ürettiği bir dünya.Kendini, ama her şeyden önce Rabb'ini unutmayan insanların yaşadığı bir dünya. "Nefsini (kendini) bilen Rabb'ini bilir" prensibinden, mefhumu muhalifine (zıttan bakışına) olan "Rabb'ini bilen kendini bilir" noktasına varan müthiş bir şuurlanma serüvenini yaşayan insanların zemininde dolaştığı, doluştuğu bir dünya.
Özlem bu ya... Arzular suç olmaz ya!... Tam bu arzuları düşünürken uyanıyorsunuz ve yaşadığınız dünyanın değerlerinin hastalandığını, değer yargılarının alt üst olduğunu görüyorsunuz. Sonuç; Ortaya çıkan bir toplumsal rahatsızlık, gelecek doğuşların habercisi olduğu kadar eşiğinde bulunduğumuz çöküşlerin de habercisidir. Gerçekle dost olanlar bilirler ki, insanı acıların kucağına atan ve medeniyetleri çökertip, kavram ve kurumları yozlaştıran, insanın insanı horlaması, insanın insana ihanetidir.İnsanın korunan onuru her türlü eksiğe ve acıya göğüs gerebilirken, aynı onurun ayak altına alınması, maddesel ihtişamların yaşama şansını yok etmektedir. İnsanı kahreden en zehirli bela, onun, hemcinslerinin ihanet ve sömürüsüne maruz kalmasıdır Yalanı egemen kılmanın yolu (ve sonucu) ise değerlerin aşınması, kargaşanın ortalığı sarması oluyor. Su bulandırılmadan, yalana rızık olacak avlar yakalamak imkân dışıdır. Birileri suyu sürekli bulandırıyor. Su bulandırılıp kavram kargaşası başlayınca da değerler kokuşur, yalan yeni yalanlar üretir, cüceler dev diye sunulur. Ve nihayet, kaos, insanı boğacak bir yoğunluğa ulaşır.Çağımızda bu anlamda bir kaos, tüm madde fetihlerinin görkemli saltanatına rağmen, insana kan kusturmaktadır.
Evet, ıstırabımızın altında değerlerin ve değer sistemlerinin çürümesinden kaynaklanan gerilikler yatmaktadır. Değerlerin hastalanmasını önleyen, hastalanan değerlerin tedavisini sağlayan temel disiplin İlahi mesaja kulak vermekle olur. Bir toplumda, hastalanan değerlerin ölümcül bir noktayı gösterip göstermediğini anlamak isterseniz, orada ilahi mesaja itibar edilip edilmediğine bakın. ilahi mesaja itibar zayıfsa, hele hele İlahi mesajdan nefret varsa değerler ağır biçimde hastalanmıştır ve bu hastalığın sonu büyük ihtimalle felç veya ölümdür.
Değerlerin hastalanmasını önlemek bir toplumun aydın, düşünen insanlarından beklenen adam gibi adam tavırlarını sergilemeleridir. Ama düşünen adam dediklerimiz kişiler;özgürlük, çağdaşlık ve insan hakları diye diye yıllardan beri toplumu aldatma gafletinden başka bir hareketin içinde bulunmadıklarını görüyorsanız. Yazıklar olsun size ve size, 'düşünen adam' muamelesi yapanlara! Gafletinizin hayrını görün, hanımlar, beyler! Birileri değerlerimizi ayaklar altına almaya çalışırken, öteki gafletini sürdürürken, beridekiler İyice bunalmışken Mevláná'nın "Divan-ı Kebir"inden bir sözü bizi derin hayal dünyasından çekip çıkarıyor.
"Başımı koyduğum her yerde, / altı yönde ve ötesinde ibadet edilen O'dur. /
Bağ, bahçe, gül, bülbül, sema, sevgili hep / birer bahanedir. / Maksud olan hep O'dur
Caner Akdemir
Kanada Türk Islam Merkezi
Din Görevlisi
Tel: 416-461-0917
canerakdemir13@hotmail.com


